Yavuz Sultan Selim Kimdir

I. Selim (Yavuz) (Amasya 10 Ekim 1470 – Çorlu Suüstü 21 Eylül 1520) Dokuzuncu Osmanlı padişahı, Osmanlıda ilk halife ünvanlı padişah, İslam halifelerinin ise yetmiş dördüncüsü.

Tahtı devraldığında 2.375.000 km2 olan Osmanlı topraklarını sekiz yıl gibi kısa bir sürede 2,5 kat büyütmüş ve ölümünde imparatorluk topraklarının 1.702.000 km2‘si Avrupa’da, 1.905.000 km2‘si Asya’da, 2.905.000 km2‘si Afrika’da olmak üzere toplam 6.557.000 km2‘ye çıkarmıştır. Padişahlığı döneminde Anadolu’da birlik sağlanmış; halifelik Abbasilerden Osmanlı Hanedanına geçmiştir. Ayrıca devrin en önemli iki ticaret yolu olan İpek ve Baharat Yolu’nu ele geçiren Osmanlı, bu sayede doğu ticaret yollarını tamamen kontrolü altına almıştır.

İlk Dönem ve Taht Kavgası

Babası II. Bayezid, annesi Dulkadirli Bozkurt Bey’in kızı Ayşe Hatun’dur. 1481’e dek Amasya sarayında kaldı. Şehirdeki bilginlerle sanatçılardan dersler aldı. Farsça öğrendi. Şiirle ilgilendi. Savaş oyunlarına ve spora yakınlık duydu. Babası Bayezid padişah olunca Trabzon sancakbeyliğine atandı. Bu görevde aralıksız otuz yıl kadar kaldı. Safevi Şahı I. İsmail’in Anadolu’ya yönelik girişimleri yoğunlaşınca babasının hoşgörülü ve uzlaşmacı tutumunu onaylamadığından, Anadolu’da giderek yayılmakta olan Şiilik’e karşı Sünnilik’in koruyuculuğunu üstlendi. Şah İsmail’in Azerbaycan, Şiraz ve Irak’ı ele geçirmesi, II. Bayezid’in son on yılının bunalımlarla dolu geçmesi, Selim’i kaygılandırıyordu. Benzer kaygılar, kardeşleri Ahmed ve Korkud için de söz konusu olduğundan üç kardeş arasında 1500-1512 yılları arasında sürecek uzun bir taht kavgası başladı. Selim, tahtı elde etme isteğini, Safevi tehlikesiyle gerekçelendirmekteydi. Vezirazam Hadım Ali Paşa ise 1509’da Şehzade Ahmed’den yana olduğunu açıkça belirtmekten çekinmedi. Veliahtlığını sağlamak için padişah katında girişimlerde bulundu. Şehzade Korkud ise destek alacağını umduğu Memlûk Sultanı Kansu Gavri’ye sığındı.

Baba-oğul mücadelesi

Oğlu Süleyman’ın Bolu sancakbeyliğine atanmasını sağlayarak başkent yolunda bir köprü kurmaya çalışan Selim, Yeniçeri Ocağı’nı da elde etti. Bir karar verme durumunda kalan II. Bayezid, büyük oğlu Ahmed’e yakınlık duymaktaydı. Amasya valisi bulunan Ahmed’ in isteği ile Süleyman’ı Bolu’dan uzaklaştırdı ve Kırım’da Kefe’ye atadı. Selim de babasından izin alma gereği duymadan 1510’da Kefe’ye gitti. Burada bir ordu kurma yolunda bir takım tedbirler aldı. Bundan dolayı babası tarafından sert bir mektupla ikaz edildi.

Selim, oğlunun yönetim işlerine yardımcı olduğunu, kendisinin ise uzun zamandan beri Trabzon’da hareketsiz kaldığını oysa bir şehzadenin savaş deneyimi kazanması gerektiğini bildirdi ve Rumeli’de bir sancakbeyliği istedi. Selim’i İstanbul’a yaklaştırmaktan çekinen II. Bayezid bu isteği geri çevirdi, Selim Mart 1511’de bulduğu gemilere, kayınpederi I. Mengii Giray’ın askerlerini doldurarak Karadeniz üzerinden Kili Limanı’na çıktı. Bundan kısa bir süre önce de Korkud Mısır’dan dönmüş ve Antalya valiliğine atanmıştı. Selim, hızlı bir yürüyüşle Edirne yakınındaki Çukurçayır’a geldi. II. Bayezid bu sırada Edirne’de bulunuyordu. Baba oğulun görüşmeleri ya da bu sağlanamazsa savaşmaları, kimi yöneticilerce önlendi. Selim’e, babasının Şehzade Ahmet lehine tahttan çekilmeyeceği güvencesi ve Semendire-Vidin-Alacahisar’ın sancakbeyliği verildi. II. Bayezid İstanbul’a döndü.

Bu gelişmeler olurken Korkud da Manisa’yı işgal etmiş bulunuyordu, Osmanlı ordularının büyük bir bölümü ise Anadolu’da Şahkulu ayaklanmasıyla uğraşıyordu. Bunları öğrenen Selim, Semendire yolundan geri dönerek Edirne’ye geldi. Bunun üzerine II. Bayezid de Edirne’ye yürüdü. Ağustos 1511’de Çorlu yakınlarındaki Uğraş köyünde baba-oğul karşılaştılar. Selim’in Tatar askerlerinden oluşan ordusu yenildi. Selim, az sayıda yandaşı ile Ahyolu’nda gemiye binip Kırım’a kaçtı. Her şeye yeniden başlaması için çok az zamanı vardı. Oysa Ahmed için fırsat doğmuştu. Hızla İstanbul’a doğru ilerledi. Korkud ise gizlice İstanbul’a gelip Yeniçeri Ocağı’na sığındı. Fakat Yeniçeriler, Selim lehine gösterilerde bulunmaya başladılar. Adapazarı’na gelen Ahmet bu nedenle geri çekilmek zorunda kaldı. Kırım Hanı I.Mengü Giray’ın açık desteği, Ahmed yanlısı vezirazam Hadım Ali Paşa’nın Şahkulu ayaklanmasında ölümü, Seiim’in şansını yeniden yükseltti. İstanbul’a doğru bir daha yürüyen Ahmed, Yeniçeriler’in aşırı taşkınlıklarını öğrenince Konya’ya yöneldi. Burayı ele geçirerek yeni hazırlıklara girişti. II, Bayezid, gelişmelerin Selim lehine olduğunu görerek kendisini Semendire’ye atadı. Fakat Selim bunu öğrenmeden kalabalık bir Tatar birliğiyle hareket etti.

Tahta Geçmesi

Ocak 1512’de Tuna’yı geçti. 19 Nisan’da Yeniçeriler’in coşkun gösterileri arasında İstanbul’a girdi. Kimi yöneticilerin aracılığı ile koşullar belirlendi ve II. Bayezid 25 Nisan 1512’de Osmanlı tarihinde bir daha yinelenmeyen bir devir teslim töreni ile tahtı Selim’e bıraktı. Bu olay aynı zamanda, Yeniçeri gücünün neleri başarabileceğini de göstermiş oldu.

Selim, kardeşlerini öldürtmeyeceğine ilişkin olarak babasına verdiği sözü tutmuş gözükmek için Korkud’u Manisa valiliğine gönderdi. Ama Konya’da bağımsızlığını duyuran ve Bursa’ya dek birçok yeri denetimine alan Ahmed’e karşı hemen harekete geçti. Amasya’ya kaçmak zorunda kalan Ahmed’in uzlaşma isteğini geri çevirdi. Amasya’ya dek gidip döndü. Bursa’ya gelişinde kuşkulandığı vezirazam Koca Mustafa Paşa’yı, bir süre geçince de Şehzade Korkud’u idam ettirdi. Doğu sınırına kaçan Ahmed’in, bir kez daha Bursa üzerine yürümesi için el altından girişimlerde bulundu. Nisan 1513’te Yenişehir Ovası’ndaki savaşta Ahmed’i ve oğullarım yenerek öldürttü. Kendisi ve oğlu için tahtını güvenceye aldıktan sonra, başta Venedik, kimi Batılı devletlerle ve Memlûkler ile barış antlaşmalarını yeniledi. En önemli sorun olarak gördüğü Anadolu halkının giderek Şiilik’e eğilim göstermesini ön plana aldı.

Çaldıran Seferi

Safevi propagandacılarının yoğun eylemleri ve güçlükle bastmlabiien Şahkulu ayaklanması, bu konuda Selim’in, şeyhülislam Zembilli Ali Cemali Efendi’den bir fetva almasını kolaylaştırdı. Bu belgeye dayanarak Çaldıran seferi öncesinde Anadolu’ da 40.000 dolayında yetişkin insanı idam ettirdi. Babası döneminde kurulmuş bulunan Osmanlı-Safevi dostluk ilişkilerine son verdi. 1514’ün ilk ayları tarafların hazırlıkları, Selim’le İsmail’in hakaretlerle dolu yazışmaları ile geçti. Donanmayı Trabzon’a gönderen Selim, kalabalık bir ordu ile Doğu’ya yürüdü. İki ordu İran’da Hoy yakınındaki Çaldıran Ovası’nda 23 Ağustos 1514 günü karşılaştılar. Selim meydan savaşını zaferle sonuçlandırdı. Doğu Anadolu tümüyle Osmanlılar’ın eline geçti. Bu gelişmeler, Osmanlı-Memlûk sınır komşuluğunu kritik bir noktaya getirdi. Orta Anadolu’ya doğru Malatya, Darende ve Divriği kalelerinin Memlukler’e ait oluşu da önemli bir başka sorundu.

Mısır Seferi

Selim, 1516 ilkbaharında öncü birliklerini, ikinci İran seferine çıkıyormuş havasında yürüyüşe geçirdi. Memlûk Sultanı Kansu Gavri de bir önlem olarak Şehzade Ahmed’in kendisine sığınan oğlu Kasım’ı yanına alarak Kuzey Suriye’ye yöneldi. Selim, Malatya’ yı aldıktan sonra Suriye’ye girdi. Memlûk ve Osmanlı orduları 24 Ağustos 1516’da Halep’in kuzeyinde Mercidâbık düzlüğünde savaştılar. Kansu Gavri savaş alanında öldü, ordusu kesin bir yenilgiye uğradı. Halep, Hama, Humus ve Şam birbiri ardınca alındı. Filistin ve Batı Suriye topraklan Gazze, Nablus, Kudüs gibi önemli kentler de ele geçirildi. Mısır’ın doğal savunmasını sağlayan Tih Çölü’ne ulaşıldı. Yavuz, yeni Memlûk Sultanı Tumanbay’a anlaşma önerdi. Fakat sert bir tepki alınca Ocak 1517’de çölü geçti. Kahire Kalesi’nde savunmaya hazırlanan Tumanbay’m karşısına ters bir yönden çıktı. 23 Ocak 1517’de yapılan Ridaniye Savaşı’nda 25.000 Memlûk askeri öldürüldü. Tuman-bay, bir fedai bölüğü ile Selim’in karargâhına saldırdı. Bu olayda vezirazam Sinan Paşa öldü. Kahire, bir hafta süren kanlı sokak çatışmalarından sonra teslim alındı. Yakalanan Tumanbay idam edildi. Bu, Memlûk Sultanlığı’nın sonu oldu. Mısır, ayrıcalıklı bir eyalet olarak Osmanlı topraklarına bağlandı.

Sekiz ay Mısır’da kalan Selim, Mısır’daki Abbasi Halifesi III. Mütevekkilin yanında bulunan kutsal emanetleri teslim alarak Ağustos 1518’de İstanbul’a döndü. On gün sonra Edirne’ye gitti.1519 ortalarına dek ülkeyi buradan yönetti. Daha çok Anadolu’daki ayaklanmalarla ilgilendi. Ordunun büyük bölümünü bu iç sorunun üzerine gönderdi. Edirne’de başlayan bir salgın yüzünden İstanbul’a döndü. Tersane çalışmalarına önem verdi. Ülke genelinde asker yazımı yaptırdı. Köle ticaretinin başlıca pazarı olan Mısır’ın ve Arabistan Yarımadası’mn buyruğuna girmesi ile eski Baharat Yolu’nu canlandırmayı, bu amaçla Akdeniz-Süveyş Berzahı-Kızıldeniz-Hint Denizi bağlantısını açmayı tasarladı. Bu sırada Batılı denizci devletler de Afrika’nın güneyinden Hindistan’a yeni yollar bulma çabasındaydılar.

Ölümü

Eylül 1520’de rahatsızlanan Selim, Edirne’ye gitmek üzere İstanbul’dan ayrıldı. Çorlu dolaylarında Suüstü Köyünde bir süre yattı. Muhtemelen şeker hastalığına bağlı bir çıbanın (şir-pençe/kızılyara) vücuduna yayılması sonucu burada öldü. Oğlu Süleyman’ın İstanbul’a gelişine dek ölümü gizli tutuldu. 30 Eylül’de İstanbul’a getirilerek Mirza Sarayı denilen ve bugün Yavuzselim olarak anılan yerde gömüldü. Oğlu I. Süleyman (Kanuni) daha sonra buraya bir türbe ve cami yaptırdı.

Selim, dokuz yıl süren sultanlığının büyük bölümünü seferlerde geçirmiştir. İki büyük seferinin asıl amacı, Asya ve Afrika’nın Müslüman ülkelerini Osmanlı sınırlarına katarak bir İslam İmparatorluğunu gerçekleştirmekti.

İran edebiyatının özellikle de Hafız, Sâdi, Selman ve Câmi gibi şairlerin etkisinde,Selimi mahlası ile Farsça şiirler yazmıştır. Bunlar günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi’nde bulunmaktadır. Günlük olaylar, aşk ve ihtiras şiirlerindeki başlıca temalardır.

Farsça’nın yanında Türkçe şiirleri de bulunan Selim’in, Farsça olan Divân’ı H.1306’da İstanbul’da basılmış olup, 1904 tarihinde de Alman İmparatoru II. Wilhelm’in emri ile Paul Horn tarafından Berlin’de yeniden nesredilmiştir.